Kum İlim Havzası öğretim üyesi Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Muhammed Melikzâde, Havza Haber Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, düşmana karşı direnç ve sebat konusuna değinerek şöyle dedi:
"Düşmana karşı direnç ve sebat, Hz. Seyyidü'ş-Şühedâ İmam Hüseyin'in (a.s.) hayatında ve uygulamalarında en açık şekilde görülen en önemli öğretilerden biridir. Bu ilke, Aşura kıyamında tam, kalıcı ve tarihî bir tecelli bulmuştur. Aşura kıyamını kısaca değerlendirmek istersek şunu söylemeliyiz ki Aşura yalnızca tarihî bir olay değildir; aynı zamanda büyük bir eğitim mektebidir. Bu mektep, zulüm, sapkınlık, bozgunculuk ve tahakküm karşısında boyun eğmeyen; hak ve hakikati savunma yolunda dimdik duran insanlar yetiştirir."
Kum İlim Havzası öğretim üyesi Aşura kültüründeki direnişin yalnızca sıkıntı ve zorluklara katlanmak anlamına gelmediğini belirterek şunları söyledi:
"İmam Hüseyin'in (a.s.) mektebinde direniş; bilinçli, basiretli ve hak üzere kararlı bir duruş demektir. Yani insan, doğru yolu tanıyacak, hakikati bilecek ve en ağır şartlarda bile ondan vazgeçmeyecektir."
Sonunun Şehadet Olduğunu Bilerek Bu Yolu Seçti
Kum İlim Havzası araştırmacısı sözlerini şöyle sürdürdü:
"İmam Hüseyin (a.s.), kıyamının daha başlangıcında hareket edeceği yolu tam bir basiret ve bilinçle seçti. Çıktığı yolun tabii olarak şehadetle sonuçlanabileceğini biliyordu. Ancak bu yolun hakikati dini ihya etmek, insanın izzetini korumak ve insanlık onurunu muhafaza etmekti."
Hüccetü'l-İslam Melikzâde devamında şöyle dedi:
"İmam Hüseyin (a.s.), Yezid'in zulüm ve fesat yönetimi karşısında asla sessiz kalmadı. Çünkü o şartlarda susmak, batılı onaylamak ve hakikati susturmak anlamına geliyordu. Bu sebeple onun kıyamı, zulme ve düşmanlığa karşı direnişin açık ve kalıcı bir sembolü hâline geldi ve İslam tarihi boyunca hak yolunda sebatın en önemli örneklerinden biri olarak kabul edildi."
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Melikzâde şöyle dedi:
"İmam Hüseyin (a.s.), Yezid'in yönetimini kabul etmenin ve onun sapkınlıkları karşısında sessiz kalmanın sadece şahsî bir tercih olmadığını çok iyi biliyordu. Bunun, zulüm ve fesat düzenine meşruiyet kazandırmak ve İslam toplumunun yönünü saptırmak anlamına geleceğinin farkındaydı. Bu nedenle bütün varlığıyla bu akıma karşı durdu."
'Heyhât Minnâ'z-Zille' (Zillet Bizden Uzak Olsun): Aşura Kültürünün Özeti
Hüccetü'l-İslam Melikzâde, Aşura kıyamındaki direniş ve izzet anlayışının en açık örneklerinden birinin Hz. Seyyidü'ş-Şühedâ'nın (a.s.) şu ölümsüz sözünde görüldüğünü belirterek şöyle dedi:
"Bu gerçeğin en meşhur örneklerinden biri, İmam Hüseyin'in (a.s.) Aşura günü Ömer b. Sa'd'ın ordusu karşısında söylediği şu sözdür:
'Dikkat edin! Soyu bozuk olanın oğlu beni iki seçenek arasında bırakmıştır: Kılıç ile zillet arasında. Oysa zillet bizden uzaktır (Heyhât minnâ'z-zille).'"
İlim havzası hocası sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu sözün anlamı şudur: Düşman, İmam Hüseyin'i (a.s.) iki seçenek arasında bırakmıştı; ya kılıç ve şehadet ya da zilleti kabul etmek. Ancak İmam Hüseyin (a.s.) açıkça ilan etti ki: 'Heyhât minnâ'z-zille' yani 'Biz asla zilleti kabul etmeyiz.' İmam Hüseyin (a.s.) gibi bir şahsiyetin zillet karşısında boyun eğmeyeceği açıktır. O, izzetini, şerefini, insanî ve dinî onurunu düşmanın baskısı karşılığında asla pazarlık konusu yapmamıştır. Bu söz, Aşura kültürünün özüdür. Bu kültüre göre mümin, en zor şartlarda, yanında çok az insan bulunsa bile ve çok güçlü bir düşmanla karşı karşıya kalsa dahi izzet ve onurunu satmamalı, hakikati ayaklar altına almamalıdır."
Direniş; Düşman Baskısı Karşısında İnsanî ve Dinî Şerefi Korumaktır
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Melikzâde, Aşura mektebinde direnişin izzet ve insan onuruyla ayrılmaz bir bağa sahip olduğunu belirterek şöyle dedi:
"İmam Hüseyin'in (a.s.) bakışına göre direniş; düşmanın baskısı karşısında insanın dinî ve insanî şerefini korumasıdır. Mümin insan zorluk, kuşatma, tehdit ve hatta yalnızlıkla karşılaşabilir; ancak bunların hiçbiri onu batıl karşısında teslim olmaya sevk etmemelidir.
Aşura kıyamı bize şunu öğretmektedir: Zafer ölçüsü sadece görünürdeki askerî üstünlük değildir. Bazen insan, hakikat üzerinde sebat ederek, görünürde azınlıkta olsa bile mesajını tarihe kalıcı şekilde bırakabilir. İmam Hüseyin (a.s.), direnişiyle mümin insanın izzet ve onurunun pazarlık konusu yapılamayacağını göstermiştir."
İmam Hüseyin'in (a.s.) Gaflet ve Aldanışa Karşı Aydınlatıcı Mücadelesi
İlim havzası hocası, Hz. Seyyidü'ş-Şühedâ'nın (a.s.) Kerbelâ'ya doğru ilerlediği süreçte sergilediği uygulamalı tutuma değinerek şöyle dedi:
"Bu hakikat, İmam Hüseyin'in (a.s.) davranışlarında ve hayat tarzında da açıkça görülmektedir. O Hazret, yol boyunca yaptığı aydınlatıcı konuşmalarla düşmanın gerçek yüzünü ve toplumun içinde bulunduğu şartları halka defalarca anlattı.
İmam Hüseyin (a.s.), insanları gafletten, aldatılmışlıktan ve bilinçsizlikten kurtarmaya; hakikati onlara açıklamaya çalışıyordu. O yalnızca askerî bir mücadele vermek için yola çıkmadı. Bilakis kıyamının en önemli hedeflerinden biri, toplumu uyandırmak ve zulüm ile sapkınlık cephesinin gerçek yüzünü ortaya koymaktı."
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Melikzâde şöyle dedi:
"Bu açıdan bakıldığında Aşura'nın bütün nesillere verdiği mesaj şudur: Zulüm ve sapkınlık karşısında susmak her zaman tarafsızlık anlamına gelmez. Bazen susmak, batılın yanında yer almak demektir. Bu nedenle mümin, basiretle hareket etmeli, doğru bir kavrayışa sahip olmalı ve insanî onurunu koruyarak düşmanın baskısına karşı direnmelidir."
Hüseynî Direniş, Ahlâk, Hidayet ve Hücceti Tamamlama ile Birliktedir
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Melikzâde, Aşura mektebindeki direniş ve sebatın asla şiddet yanlısı olmak anlamına gelmediğini vurgulayarak şöyle dedi:
"Hz. Ebû Abdullah el-Hüseyin (a.s.), Aşura günü bile hutbeler okuyarak, nasihatlerde bulunarak ve defalarca mesaj vererek düşman ordusunu hak ve hakikate dönmeye davet etti. Bu davranış gösteriyor ki düşmana karşı direnmek, ahlâk, hidayet ve hücceti tamamlama ile birlikte olmalıdır.
İmam Hüseyin (a.s.) hiçbir zaman şiddet taraftarı değildi. O, onurlu direnişin, hakikati savunmanın ve zulüm ile sapkınlık karşısında dimdik durmanın en büyük temsilcisiydi. Bu sebeple Aşura mektebinde direniş ve sebat, insanî ahlâk ve onurla çelişmediği gibi; en yüksek seviyede hidayet, hayır dileme ve insanları hak yoluna döndürme çabasıyla birlikte yürür."
Hüseynî Direniş Sadece Savaş Meydanıyla Sınırlı Değildir
İlim havzası hocası, Hüseynî direnişin yalnızca savaş meydanında bulunmak ve askerî mücadele vermek anlamına gelmediğini belirterek şöyle dedi:
"Aşura mektebi anlatılırken üzerinde durulması gereken önemli noktalardan biri şudur: İmam Hüseyin'in (a.s.) direnişi hayatın birçok alanında kendini göstermiştir. Bu direnişin bir yönü musibetler karşısındaki sabır, sükûnetini koruma, kalp huzuru ve Allah Teâlâ'ya tam teslimiyet şeklinde ortaya çıkmıştır.
Hz. Seyyidü'ş-Şühedâ (a.s.), şehadet anı yaklaştıkça, musibetler ve zorluklar zirveye ulaşmasına rağmen daha sakin, daha güven dolu ve daha metin hâle geliyordu. Çünkü Allah'ın rızası yolunda yürüdüğünü ve ilahî görevini yerine getirdiğini biliyordu."
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Melikzâde şöyle dedi:
"Bu derece yüksek bir direniş, gerçek direncin kaynağının derin iman ve Allah'a tevekkül olduğunu göstermektedir. Allah'a iman eden ve O'na güvenen insan, hak yolunda direnmekten yorulmaz. Çünkü onun dayanağı maddî güçler değil, Allah'ın vaadine ve yardımına duyduğu güvendir."
İmam Hüseyin'in (a.s.) Ashabı; Hüseynî Terbiyenin Aynasıdır
İmam Hüseyin'in (a.s.) ashabının Kerbelâ'daki rolüne değinen Hüccetü'l-İslam Melikzâde şöyle dedi:
"Hz. Seyyidü'ş-Şühedâ'nın (a.s.) ashabı da Hüseynî mektebin ve terbiyenin bir aynasıydı. Onlar, kendilerinden kat kat büyük ve donanımlı bir orduyla karşı karşıya olduklarını çok iyi biliyorlardı. Buna rağmen İmamlarını yalnız bırakmadılar; onu desteklemekten ve hak davayı savunmaktan vazgeçmediler."
Bu direniş ve fedakârlık gösteriyor ki Hüseynî mektepte yetişen insan, hakkı insanların sayısıyla, maddî imkânlarla veya görünen güçle ölçmez. Onun ölçüsü hakikat ve Allah'ın rızasıdır. İmam Hüseyin'in (a.s.) ashabı, görünüşte savaş meydanını kaybedebileceklerini biliyorlardı; ancak batıl karşısında teslim olmayı ve onur ve hakikati zillet içindeki bir hayat karşılığında satmayı asla kabul etmediler."
İmam Hüseyin'in (a.s.) ashabının gösterdiği sebat, Hüseynî terbiyenin ürünüdür. Bu terbiye insana, hakkın değerinin canından bile üstün olduğunu; hakikati ve ilahî idealleri savunmanın bütün dünyevî bağlılıklardan daha değerli olduğunu öğretmektedir."
Zafer Her Zaman Görünürde Galip Gelmek Demek Değildir
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Melikzâde zafer kavramının yalnızca görünürdeki askerî üstünlükle açıklanamayacağını vurgulayarak şöyle dedi:
"Bazıları zaferi yalnızca savaş meydanında düşmana üstün gelmek olarak görür. Oysa Aşura tarihi gösterdi ki hakikatin kalıcı olması, en büyük zafer olabilir."
İmam Hüseyin (a.s.) ve vefakâr ashabı görünüşte şehit oldular; fakat uğruna direndikleri Aşura mesajı ve hakikat, tarih boyunca yaşamaya devam etti ve dünyanın bütün özgür insanları için bir örnek hâline geldi. Bu bakımdan hakikatin kalıcılığı ve hak davasının yaşaması, en büyük zaferdir. Eğer bir hakikat yüzyıllar boyunca yaşamaya devam ediyor, farklı nesilleri uyandırıyor ve özgür milletlere ilham veriyorsa, bu gerçek zaferin yalnızca görünürdeki askerî üstünlük olmadığını gösterir."
Aşura'nın Direniş Mesajı Bütün Çağlar için Canlıdır
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Muhammed Melikzâde, İmam Hüseyin'in (a.s.) direniş mesajının bütün zamanlar ve bütün nesiller için canlılığını koruduğunu belirterek şöyle dedi:
"Zulüm, fesat, tahrifat, tehdit ve baskıyla karşı karşıya kalan her toplum, Aşura mektebinden ders alabilir ve batıla karşı direnmenin yolunu öğrenebilir.
Aşura mektebi bize şunu öğretmektedir: İzzet ve onur, düşmanla uzlaşarak elde edilmez. Elbette düşmana karşı direniş ancak hak, akılcılık, iman, basiret ve insan onurunu koruma esasına dayandığında değerli ve etkili olur."
İlim havzası hocası sözlerini şöyle sürdürdü:
"Aşura'nın en büyük dersi şudur: Mümin insan zulüm ve sapkınlık karşısında direnmelidir; fakat bu direniş ahlâk, mantık, irşad ve hücceti tamamlama ile birlikte olmalıdır. İşte İmam Hüseyin'in (a.s.) mektebinden öğrendiğimiz ders budur. Aşura'nın mesajı da bu derinlik ve hakikat sayesinde tarihte ölümsüzleşmiş; bütün insanlar ve toplumlar için ilham kaynağı ve yol gösterici olmuştur."
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Melikzâde, Hz. Seyyidü'ş-Şühedâ'nın (a.s.) söz ve hayatında düşmana karşı direniş ve sebatın sadece geçici ve kahramanca bir tavır olmadığını vurgulayarak şöyle dedi:
"Aşura, insan yetiştiren bir mekteptir. Bu mektep insana batıl karşısında teslim olmamayı, tehditler karşısında kimliğini kaybetmemeyi ve hak yolunda yalnız kalsa bile izzet ve onurla dimdik durmayı öğretir.
Aşura, zulme karşı yükselen en gür direniş haykırışıdır. İmam Hüseyin (a.s.) ise özgürlüğün, zulme karşı direnişin ve hakikat yolunda kararlılığın en büyük öğretmenidir. Seyyidü'ş-Şühedâ'nın hayatı bize gösteriyor ki iman sahibi ve özgür insan, düşmanın baskısı, tehdidi veya vaatleri karşısında izzetini, onurunu ve kimliğini pazarlık konusu yapmamalıdır."
Aşura; Direniş ve Özgürlük Mektebidir
Hüccetü'l-İslam Melikzâde, Aşura mektebinin günümüz toplumuna verdiği derslere değinerek şöyle dedi:
"Bugün üzerinde durmamız gereken önemli soru şudur: İmam Hüseyin'in (a.s.) hayatından ve yönteminden, özellikle de düşmana karşı direniş ve sebat konusunda hangi dersleri çıkarabiliriz?
Aşura mektebinden bireysel ve toplumsal hayatımız için sayısız ders alınabilir. Son on yıllardır zulüm ve zorbalık karşısında direnen İran milleti de izzetini, bağımsızlığını ve kimliğini koruma yolunda Hüseynî öğretilerden ilham alabilir.
İşte bu Aşura kültürü sayesinde görüyoruz ki Hüseynî direniş mesajı, çağdaş İran tarihinde, özellikle de kritik ve belirleyici dönemlerde İslam toplumunun hareketliliğini ve direncini sağlayan en önemli etkenlerden biri olmuştur."

Hüseynî Mektep; İslam İnkılabı'na İlham Vermiştir
İslam İnkılabı ile Aşura kültürü arasındaki derin bağa değinen Hüccetü'l-İslam Melikzâde şöyle dedi:
"İslam İnkılabı'nın öncesinde de sonrasında da sürekli şu gerçeğin altı çizilmiştir: İslam İnkılabı'nın mektebi Hüseynî ve Alevî mektebidir. Tasua ve Aşura kültürü, İran halkında kıyam ruhunu, özgürlük arzusunu ve direniş bilincini güçlendiren en önemli unsurlardan biri olmuştur.
Aşura kültürü, İran milletine zulüm ve tahakküm karşısında teslim olmamayı; bağımsızlık ve özgürlüğe ulaşabilmek için gerekli bedelleri ödemeyi öğretmiştir. Bu nedenle direniş ruhu ve düşmanların aşırı istekleri karşısında taviz vermemek, İran milletinin tarihî ve toplumsal kimliğinin en önemli unsurlarından biri hâline gelmiştir."
Hüccetü'l-İslam Melikzâde şöyle dedi:
"Bugün de Aşura'nın İran halkına verdiği en önemli mesaj şudur: Küresel güçlerin ve hegemonik sistemin İslam toplumuna uyguladığı baskılar, teslimiyete, ilkelerden geri adım atmaya ve zilleti kabul etmeye yol açmamalıdır."
"Heyhât Minnâ'z-Zille": Aşura'nın Ölümsüz Mesajı
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Muhammed Melikzâde, Hz. Seyyidü'ş-Şühedâ'nın (a.s.) ölümsüz sloganı olan "Heyhât minnâ'z-zille" (Zillet bizden uzaktır) sözüne işaret ederek şöyle dedi:
"Bu tarihî mesaj göstermektedir ki iman sahibi insan ve toplum, en zor şartlarda bile izzetini ve onurunu düşmanın vaatleri karşılığında pazarlık konusu yapmamalıdır.
Düşmanın ekonomik baskılar, siyasî tehditler ve dış baskılar yoluyla milletlerin iradesini kırmaya çalıştığı bir dönemde Aşura kültürü bize, düşmanın boş vaatleri uğruna bir milletin bağımsızlığından, şerefinden ve kimliğinden vazgeçilmemesi gerektiğini öğretmektedir."
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Melikzâde şöyle dedi:
"Aşura tecrübesi göstermektedir ki büyük bir millet, kuşatma altına alınsa ve pek çok zorlukla karşı karşıya kalsa bile şerefini ve bağımsızlığını düşmanın vaatleri karşılığında satmamalıdır. İmam Hüseyin'in (a.s.) en büyük dersi şudur: Mümin insanın izzeti ve onuru alınıp satılabilecek bir meta değildir."
Direnmenin Bedeli, Teslimiyet ve Aşağılanmanın Bedelinden Daha Hafiftir
Sözlerini sürdüren Hüccetü'l-İslam Melikzâde şöyle dedi:
"Aşura mektebinin günümüz insanına verdiği mesaj şudur: Direnmenin bedeli ne kadar ağır olursa olsun, teslimiyetin ve aşağılanmanın bedelinden daha hafiftir. Milletler direniş yolunda zorluklar, baskılar ve sayısız sıkıntılar yaşayabilirler; ancak izzetlerini ve bağımsızlıklarını koruduklarında, gelecek nesillere çok büyük ve kalıcı bir miras bırakmış olurlar.
Aşura kültürü bize, zulüm ve zorbalık karşısında teslim olmamayı; hak yolunda ise yalnız kalsak bile izzetle direnmeyi öğretmektedir. İşte İmam Hüseyin (a.s.) bunu kanıyla tarihe yazmıştır ve bu mesaj bugün de zulüm, tehdit ve tahakküm karşısındaki milletler için yol gösterici olmaya devam etmektedir."
Aşura, Günümüz Toplumuna Hak ile Batıl Cephesini Tanıma Basireti Kazandırır
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Melikzâde, Aşura'nın en önemli mesajlarından birinin hak ile batıl cephesini doğru tanımak ve tarihin doğru tarafında yer almak olduğunu belirterek şöyle dedi:
"Şehit İslam İnkılabı Rehberi'nin de ifade ettiği gibi, İmam Hüseyin'in (a.s.) düşmana karşı direnişinden günümüz toplumu için birçok ders çıkarılabilir. Bunların en önemlilerinden biri de hak ile batıl cephesini doğru tanımak ve gerçek düşmanı teşhis etmektir."
"Çağın Yezid'ini" ve Günümüz Düşmanlarını Tanımanın Gerekliliği
Hüccetü'l-İslam Melikzâde, Aşura'nın yalnızca geçmişte yaşanmış tarihî bir olay olmadığını vurgulayarak şöyle dedi:
"Aşura'nın bugünkü topluma mesajı şudur: İnsan, kendi çağının Yezid'ini ve Hermele'sini tanımalıdır. Bugün Müslüman milletlerin ve hak cephesinin düşmanları açıkça bilinmektedir. Siyonist rejim, Netanyahu ve küresel istikbar cephesinin liderleri, karşılarında direnilmesi gereken düşmanların açık örnekleridir.
İran halkı çok iyi öğrenmiştir ki düşman her zaman silah ve askerî güçle saldırmaz. Bazen hakikatleri tahrif ederek, gerçekleri çarpıtarak ve olayları ters yüz ederek kamuoyunu etkilemeye çalışır."
Hüccetü'l-İslam Melikzâde sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün küresel istikbar yalnızca askerî cephede değil, kültürel ve medya cephesinde de İran milletine karşı mücadele etmektedir. Medya araçlarını kullanarak zalim ile mazlumun, katil ile şehidin, hak ile batılın yerini kamuoyunun gözünde değiştirmeye çalışmaktadır."
Hüseynî Direniş; Anlatı Savaşına Karşı Uyanık Olmaktır
İlim havzası araştırmacısı şöyle dedi:
"Hüseynî direniş yalnızca savaş meydanındaki mücadele anlamına gelmez. Hüseynî direniş; uyanık olmak, düşmanı tanımak ve hakikatlerin çarpıtılmasına izin vermemektir. Zalim ile mazlumun yerinin değiştirilmesine karşı bilinçli durmaktır. Düşman, güçlü medya araçlarıyla yalan anlatıları hakikatin yerine koymaya; suçluyu mazlum, kurbanı ise suçlu göstermeye çalışmaktadır. Bu nedenle günümüz toplumunun en önemli görevlerinden biri basiret sahibi olmak, düşmanın medya faaliyetlerini doğru tanımak ve hakikatlerin tahrif edilmesine karşı direnç göstermektir."
Bağımsızlık ve Yabancıların Hâkimiyetini Reddetmek: Aşura'nın Bir Diğer Mesajı
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Muhammed Melikzâde, Aşura'nın önemli mesajlarından bir diğerinin bağımsızlık ve yabancıların tahakkümünü reddetmek olduğunu belirterek şöyle dedi:
"İmam Hüseyin (a.s.), İslam toplumuna liderlik etmeye ehil olmayan Yezid gibi bir kimseye biat etmeyi ve onun hâkimiyeti altına girmeyi kabul etmedi.
Bu ders, İran milleti için de son derece kalıcı ve önemlidir. Çünkü bağımsızlık; zorbalığa karşı direnmek, yabancıların dayatmalarını kabul etmemek ve ülkenin kaderini dış güçlere teslim etmemek anlamına gelir. İşte bu bağımsızlık ve boyun eğmeme ruhu sayesinde İran İslam Cumhuriyeti, bölgede ve birçok milletin gözünde yabancı tahakkümüne karşı direnen bağımsız bir ülke olarak tanınmaktadır."
Hak ve Velayet-i Fakih Etrafında Birlik: Düşmana Karşı Zaferin Anahtarı
Hüccetü'l-İslam Melikzâde, Aşura'nın bir diğer önemli mesajının birlik ve dayanışma olduğunu belirterek şöyle dedi:
"Kerbelâ hadisesinde farklı yaşlardan, farklı kavimlerden ve farklı geçmişlere sahip insanlar İmam Hüseyin'in (a.s.) etrafında toplandılar. Habîb b. Mezâhir gibi yaşlı bir sahabeden Hz. Ali Ekber'e (a.s.), küçük yaştaki Hz. Ali Asgar'dan (a.s.) siyahi köle Cevn'e kadar hepsi hak ekseninde birleşerek hakikati savunmak için bir araya geldiler.
Bu tablonun İran halkına verdiği mesaj, ortak düşman karşısında birlik ve beraberliği korumaktır. Direniş ancak toplumun bütün kesimleri düşmana karşı tek yürek olduğunda ve hak ve Velayet-i Fakih eksenindeki birliklerini muhafaza ettiğinde başarıya ulaşabilir."
Hüseynî Direniş Umutsuzluk Değildir
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Melikzâde, geleceğe umutla bakmanın ve hakkın sonunda batıla galip geleceğine dair ilahî vaadin de Aşura'nın kalıcı mesajlarından biri olduğunu belirterek şöyle dedi:
"İmam Hüseyin'in (a.s.) yolundaki direniş hiçbir zaman umutsuzlukla birlikte değildir. O, son ana kadar ilahî görevini yerine getirdi ve sonucu Allah'a bıraktı.
Bu mesaj İran milleti için de umut vericidir. Çünkü ilahî vaade göre insanlar sabreder, direnç gösterir ve hak yolunda sebat ederlerse sonunda hak mutlaka batıla galip gelecektir."
Hüccetü'l-İslam Melikzâde sözlerini şöyle sürdürdü:
"Böyle bir bakış açısı toplumu dış baskılar, tehditler ve düşmanın psikolojik savaşı karşısında güçlü kılar; siyasî, ekonomik, askerî ve medya alanındaki baskıların halkın umudunu ve iradesini yok etmesine izin vermez."
Gerçek Hayat; İzzet, Özgürlük ve Allah'a Kulluk Gölgesinde Anlam Kazanır
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Melikzâde şöyle dedi:
"İmam Hüseyin'in (a.s.) İran halkına verdiği mesaj şudur: Ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak değerli değildir. Gerçek hayat, özgürlüğün, izzetin ve Allah'a kulluğun gölgesinde anlam kazanır.
Aşura mektebi İran milletine, olayların sert rüzgârları karşısında köklerini hak ve hakikatin toprağına sağlamca salmayı, düşmanın tehditlerinden korkmamayı ve direnişini korumayı öğretmektedir."
Konuşmasının sonunda Hüccetü'l-İslam vel-Müslimin Melikzâde şöyle dedi:
"Basiretle düşmanını tanıyan, bağımsızlığını koruyan, hak ve hakikat etrafında birlik içinde kalan, umut ve Allah'a tevekkülle yolunda sebat eden milletler, düşmanların baskıları ve komploları karşısında yenilmeyeceklerdir. Çünkü Aşura'nın en büyük dersi, hak kesin zafere ulaşıncaya kadar izzetli bir şekilde direnmeye devam etmektir."
yorumunuz